- Müzikli dakikalarımızı konuşmadan geçirmek güzeldi evde de devam ettik. Zaten çok konuşmazdık ama artık daha programlı şekilde önceden kaç şarkı dans edeceğimizi düşünüyorum ve dışarıdan müdahalelerle bölünmemeye çalışıyorum.
- Evde genelde kucağımda oradan oraya dans ediyoruk, Derin'de yere bırakıyorum çokça, evin içinde dolaşmaya başladık artık.
- Sessizlik için uyguladığı yöntem bence çok iyiydi. Önce gürültü yapıp sonra sessizlik zamanı demek. Bir kenara yazdım gerekirse uygulayacağım.
- Müzik kızıma çok iyi geliyor, müzik herkese iyi gelir aslında ama yararını anlatan tüm yapıan deneysel çalışmalar bir yana, müzikle mutlu oluyoruz. Onu mutlu görmek içimi ısıtıyor.
"Music Together" ile ilk tanışmamız
Atdağı Lokantasında Tavuk
Arabalardan indik. Bir aileyi daha bekliyorduk, o yüzden de onlar ve yemekler gelene kadar çocuklarımızı takip ettik. Kazım ve Derin.
Kızım da bu kaçamaktan nasibini aldı tabii. Yogurt biraz ekşi geldiği için çok yemedi ama tavuk ve patatese hayır demedi. Tabii bu yeme işi etrafta keşfedilecek ve oynanacak o kadar yeni nokta varken çok kısa sürdü. Hemen arabasından inmek istedi ve maratona kaldığı yerden deva etti. Bu sırada Nihanlar da geldi ve tabiki Ela ve Ayça'da. Vee dört meraklılar oluşmuş oldu böylece:) Aşağıda bilimum maceralarındaki fotoğrafları bulabilirsiniz.
Çiçek koklarken, köpek Berduş'u ararken, koşarken, domatesleri kasalardan çıkartırken, Nihan'ın ikram ettiği kuru üzümleri yerken, Berduş'a seslenirken, vs., vs... Ufak bir yuva misali geçti günümüz, oyunlar, şarkılar, koşuşturmaca... Havanın kararmasına yakın kalktık, Namrun yakın nasılsa bir de oraya gidelim dedik, beklediğimizden uzak çıktı ve aynı dolambaçlı yol tabiki ama bir kez çıkmış olduk yola. Namrun'un şahane çarşısında tatlı yedi beyler, ben de Derin'i kadayıftan zor uzaklaştrdım:) Yiyeceğim diye tutturman yakındır kızım, ne yapalım biz de uzak tutabildiğimiz kadar tutarız, sonrasında da hep beraber azar azar yeriz:) Yine yola koyulduk. Çamlıyayla çıkışından gelmiştik, Tarsus üzerinden dönelim dedik ama o yol da diğeri kadar virajlıydı. Kızımla ben uyuduk, biraz telaşlandım eve gelince uyanırsa sonra saat kaçta uyur acaba diye. Klasik anne telaşlanmaları ama kızım gayet istikrarlı uyumaya devam etti. O yorgunlukla da sabaha kadar uyanmadı. Daha nice yayla gezilerine, önümüz sonbahar, Adana'da yaşanan kısacık sonbaharı iyi değerlendirmeliyiz...13 Aylık Olduk

Deniz nerede, Ihh
İlk Adımlar
Bugünkü gelişiminde sonra artık bir ortopedik ayakkabı almanın zamanı geldi diye düşündüm. Şimdiye kadar ayaklarının gelişimine mani olmamak için almamıştım ayakkabı hep yumuşak patiklerle yürüdü. Hala da çok emin değilim çünkü her konuda oldugu gibi bu konuda da ikiye ayrılıyor doktorlar. Bir kısım hiç ayakkabı taraftarı değil en iyisi çıplak ayaktır diyor. Yürümesi tam oturana kadar hatta daha sonrasında bile, diğer kesim ise ayakkabısız kesinlikle yürümemeli diyor. Ben ise her durumda yapmaya çalıştıgım gibi bu durumda da içgüdülerime güvenerek, etraftan gelen tüm"niye Sedef ayakkabı almıyor?" sorularına rağmen, bu güne kadar, yumuşak patik, çorap ve nihayet çıplak ayakla yürüttüm kızımı. Ama artık birey olmaya doğru bir adım daha attı bugün. Iraz'ın temennisinde olduğu gibi bağımsız olmaya ilk adımı. Heyecanlıyım...
Gelelim ayakkabısına...Ayakkabı alınırken nelere dikkat edilmeli. Ayağına tam olmalı en önemlisi. Kendi söyleyemeyeceği için de annelerimizin hep yaptıgı, başparmağı ayakkabı ucuna bastırma yöntemi burada işe yarıyor. Yaklaşık bir santim içeride olmalı başparmağı. Yanlarını da kontrol etmek gerek, ne çok gevşek ne de çok sıkı olmalı. Son olarak da topuğuna doğru küçük parmağınız ayakkabı ile ayak arasına girebilmeli.
Samsun'dayız, anneanemiz, dedemiz, dayımız ve büyükannemiz ile birlikte. Tatildeyiz. Hemen anneanne ve dede yazlık evden şehre gittik. Benim bebeklik ayakkabılarımın alındığı "Mıstık" kunduraya gittik. Gerçekten güzeldi ayakkabılar ama kızım her denemede ayagını oyle bir kıvırıyordu ki, ayakkabının içine tam yerleşemedi o minik ayaklar. Sandalete geçtik biz de, o da benim içime sinmedi, bu arada dene çıkart, Derin biraz alıştı olaya. Tekrar ayakkabı denedik bu sefer, oldu, evet oldu kızıma ayakkabılar.
18 numara ilk ayakkabımız. Kendin gibi ayakların da minik canım kızım benim. Yarın nasıl yürüme maceraların olacak bakalım...İlk doğum günümüz!!!

u olsun bakalım. Kızım da tuvalin başında olsun. Fotoğraflarını çeksin annesi, bir tanesi seçilsin ve davetiye haline gelsin. İşyerinde arkadaşlarımla hep beraber tasarladık davetiyeyi. Bir de Derin'in gelen arkadaşlarına hediyeler de vermek istedim. Temamızın devamında kutu kutu pastel boyalar aldım ve
üzerlerine yanda gördüğünüz etiketi bastırdım. Eveeet hediyelerimiz de hazır! Bir de boş bir tuval olsa ve tüm çocuklar üzerine istediklerini yazsalar, ortasına da güzel bir toplu fotoğrafımızı yapıştırsak istedim ve hep çalıştığım çerçevecinin yolunu tuttum. Tuval ve yağlı ya da guvaj boyaların üstlerini çok kirleteceğini düşündük ve bu fikirden vazgeçtik. Yerine kocaman bir kalın karton ve pastel boyalar olsun dedik. Bu iş de tamam. Gelelim pasta ve diğer yiyeceklere. Sevgili Nihan, Fuget Pastanesi bu konuda en büyük yardımcımdır. Benim garip isteklerimi en güzel forma sokarak beni her zaman şaşırtmışlardır. Bu sefer de yine temamıza uygun bir pastayı tarife başladım. Nihan ve teyzesinden de guzel fikirler geldi ve en sonunda kafamdakini onlara tam olarak anlatmanın verdiği mutlulukla orayı terk ettim. Sonucun güzel olacağından hiç şüphem yoktu. Biraz da tatlı ve tuzlu desteği istedim. Bir de 1 ş
eklinde kurabiyeler. Sunumu için de komşumuz Çiğdem'den yardım aldık. Onda olan ağaç dalları ve vazoyu alıp kurabiyeleri dallara astık. Bir kurabiye ağacımız oldu böylece...Bir de kurabiyelere günün anlam ve önemini belirtmek üzere yandaki notu yapıştırdık.A
krabalar da mezeler getireceklerdi. Ben de her zamanki gibi son dakikaya kadar karar vermemiş olduğumdan Montessori grubu ile tanıştığım Hülya'dan yardım istedim. Bana o kadar çok seçenek sundu ki ona candan teşekkür ederim. Ben tabi en kolay olanları seçtim:) Kedi dilli Tiramisu ve güzel görünen kanepeler. Tam bu kadar hazırlık yeter derken, masa ve bistro desteği istediğimiz Şato Restoran'ın sahibi Umut Bey'den bir teklif geldi. "İki tane üniversite öğrencisi oyunlarla, balon şişirip hayvanlar yaparak ve dans ederek çocukların iyi vakit geçirmelerini sağlasalar..." Olabilir, düşündüğüm bir durum değildi, çok fazla gelir mi acaba? ama şişme balonlardan yapılan nesneleri BBC'de seyretmiş ve çok hoşlanmıştım. Eminin çocukların da hoşna gider. Zaten genel çocuk popülasyonuna baktığımızda Derin kadar küçük olanlar sınırlı:) Tamam olsun o zaman gelsinler, ve geldiler, iyiki geldiler. Doğumgünü sonunda Derin'in arkadaşlarından, "Anneciğim iyi ki gelmişiz, çok eğlendim" sözlerini duyunca çok sevindim. Derin pek bir sey anlamamıştı ama en azından arkadaşları eğlenmişti:)Son olarak da süslemeler kaldı. Bahçemiz o kadar renkli ki, yemyeşil çimen ve çiçekler
, çok da fazla süse gerek yok aslında ama bir yaşı hatırlatan bir kaç süs güzel olabilir. Baloons organizasyon imdadıma yetişti ve balonlar artı süslerle ortam tamamlandı. Bahçe organizasyonunu yapan halamız Pelin ve komşumuz Çiğdem'e de buradan çok çok teşekkürler.Eveeet büyük gün geldi. Bahçemiz hazır, pastamız ve diğer yiyecekler hazır, Derin ve ben de hazırız. Anneanne ve dayımız Samsun'dan bugün için geldiler. Misafirlerimiz de geldi. Güzel bir kalabalık, ama kalabalık ve bu bahçe Derin doğduğundan beri sadece bir kaç kişi ile paylaştığı bir bahçe idi onun için. Nereden çıktı bu insanlar dercesine husursuz oldu. Tabii bir de herkes onunla ilgilenip bir seyler soylemeye başlayınca. Tanımadığı bu kadar kişi kızımı biraz tedirgin etti ve neredeyse tüm parti boyunca yapışık gezdik. Sempati gösterdikleri ise oyun grubu arkadaşları ve kısmen diğer çocuklar oldu. Pasta kesim anına kadar çok keyifli değildi. Mum üfleme seremonisinden de pek bir şey anlamadı. Taaki pastanın başına oturana kadar… Pastası inanılmaz ilgisini çekti. Önce paletlerin üzerine konmuş renkli boyaları tek tek aldı. Onunla da yetinmedi bu sefer boya tüplerini pastanın üzerinden söktü. En sonunda da kendini temsil eden küçük kız maketinin kafasını kopardı. Diğer çocuklar da eteğini söktüler, çiçekleri kopardılar, vs. Pastanın en son hali bayağı çıplaktı ama değdi. Kızım en eğlendiği andı çünkü!

Bozma dönemi bitti, yaşasın yapma dönemiiii!!!
İkinci kez buluşmayı başardık
. Bahçede bizimkileri biraraya getirdik. Önce rüzgar ve Emre geldi. Bir süre sonra Tunç da bize katıldı. Hala tek aktivitemiz birlikte şarkı söylemek. Daha doğrusu çoğunlukla Iraz soyluyor biz eşlik ediyoruz diyelim. Bir süre oyuncaklarla oynadılar. Birbirlerinin elinden alma savaşlarını izlemek bizim açımızdan eğlenceli ama keşke onların gözünden de görebilseydik. Hangi duygular içinde olduklarını gerçekten çok merak ediyorum. Özellikle tutturdukları oyuncağı bir dakika sonra unutup konsantrasyonlarını başka bir nesneye çevirebildikleri zaman. Anneler günün kutlu olsun anneciğimmmm
Oyun Grubumuza Nihayet Başladık!!!
n. Biz Derin Hanım uyanmadığı için biraz geç katıldık. Rüzgar'ın odasında oyun alanımız hazırlanmıştı. Üçünü de oturttuk birbirlerine bakar vaziyette. Tabi o pozisyonda durmaları çok uzun sürmedi. Hemen etrafa saldırdılar. Pek birbirleriyle ilgilenmediler. Biz de hemen ilgilenmelerini beklemiyoruz zaten. Yaşları gereği bu pek mümkün de değil ama giderek daha aşina olurlar ve birbirlerine bakma süreleri artabilir, artmayabilir de tabii. Önemli olan aynı ortamda bulunmaları, mutlu mutlu oynamaları. Bir süre sonra Rüzgar'ın sepeti döküldü ortaya zaten herkes bir oyuncak beğendi, onlarla ilgilenmeye başladılar. Bir de hep beraber şarkı söyleme denememiz oldu. Ben Iraz'ın söylediği Ceviz Adam şarkısını çok beğendim. Rüzgar da çok beğeniyor belliydi:) Herkesin bildiği Ali Baba'nın Çiftliği ve biraz uydurma Baş Parmağım izledi Ceviz Adam'ı. Bir saatten fazla oradaydık, biraz oyuncaklar, biraz şarkı vee en önemlisi fotoğraf. Niye öyle diyorum.?Üçünün de sevdiği bir aktivite poz vermek! Bakın resimde nasıl herkes cin cin kameraya bakıyor.IBir saatten fazla birliktelerdi, ısınma turları diyelim. Gelişmeleri gözlemlemek için sabırsızlanıyorum. Iraz sağlıklı ve lezzetli kanepeler için teşekkürler!Oyun Hamuru Tarifi
Oyun Hamuru Tarifi:
4 çorba kaşığı un
2 çorba kaşığı tuz
1 tatlı kaşığı yağ
2 çorba kaşığı su
Eğer renkli olmasını istiyorsanız boyayı suya karıştırmanız gerekiyor. Diğer türlü düzgün bir renk dağılımı olmaz diye bir uyarı var bulduğum sitede.
Hamur yapıldı vee kızımdan beklenen tepki geldi, direkt ağıza götürme. Çok normal 0-1 yaş oral dönem herşeyi ağıza götürerek tanıyor birazdan geçer dedim, geçmedi:) Hamur parçalarını yemeye kalktı(aç mı bırakıyoruz biz seni canım kızım:) Buzdolabı poşetine konuldu hamur sonrasında. Onu ne yaptı dersiniz? Dişi ile poşeti ısırıp parçalamış, bir baktım parçalar yine ağzında:) Oynaması için daha erken biliyordum ama mıncıklaması için de erkenmiş. Bir süre sonra tekrar denemek üzere rafa kaldırıldı aktivitemiz. Sedef, yavaş yavaş, acele etmeeee!!!
Samsun, ikinci dönüm noktası, ilk uçak yolculuğu...
ayı beceremediğinden güvercin pozuydu bu hareketler (unutmayın her bebek yogi/ni doğar!). Bu sırada dört ayak üzerinde kalkıp yaylanıyordu ama ileriye adım atmıyordu. Ben önünden emeklerken o da bana bakıyordu. Geçen hafta bir iki ileri hamle yapmıştı ama o kadar...Veee Samsun'a geldik gece ondu. Derin Hanım uçakta uyuduğundan geldiğinde cindi ve bir saate yakın bize şov yaptı. Hemen salonun ortasındaki masayı kaldırdık ve Derin Hanım pıtır pıtır ortada dolaşmaya başladı. Ve üç gün de bu böyle devam ettim. Yerinde durmadı, altını değiştirmem bile neredeyse ayakta oldu. İnanamadım. Bir günde nasıl bu kadar değişebilir bir durum. Biri bana anlatsın lütfen. Sanki çalışmş çalışmış her şeyi depo etmiş de en sonunda o gün gelmiş, hazırım demiş ve "ta taaaa karşınızda Derin" der gibi:)İlk uçak yolculuğumuz... Maalesef direkt uçuş olmadığı için gidişte Ankara üzerinden dönüşte de İstanbul üzerinden geldik. Gidiş iyiydi Hem aradaki bekleme yok denecek kadar azdı hem de süre 45'er dakikaydı. Biz de hazırlıklıydık. Uçak yolculuklarında en kritik zaman iniş ve kalkışlar. Bebek ve çocuklar basıncı kendileri eşitleyemediğinde, bu konuda tedarikli olmak gerekiyor. Yutkunmasını sağlayacak herhangi bir sey olabilir. Emmek, mama, su içmek, çocuklar için sakız çiğnemek bunlardan bazıları. Bir diğer konu da sıkılmalara karşı ilgisini çekebilecek oyunlar, oyuncaklar. Ben de gitmeden önce Derin'e yeni bir oyuncak aldım. İlk kez uçakta görürse daha uzun odaklanabilir düşüncesiyle... Sıcak suları hazırladım. İki biberona doldurdum, onları da ısıyı tutan biberon çantamıza yerleştirdim. ki seferlik mamayı da kilitli poşetleri koyup yanıma aldım. Uçak hareketlendiğinde mamayı hazırlayıp içirmeye başladım. Kalkış ve inişler sorunsuz geeçti Zaten Ankara-Samsun arasında uyuduğundan o kısımda müdahaleye de gerek kalmadı. Ağzında emzik vardı, zannedersem o da aynı etkiyi yarattı. Kızım ikinci uçakta biraz sıkılsa da bir bebekle olabilecek iyi seyahatlerden birini yaptık. Bu arada, aldığım oyuncaklardan çok, uçaktaki acil durumda yapılması gerekenler kartlarına daha çok ilgi gösterdi:) Her sey kesfedilmeyi bekliyor onun için, benim hatam. Dönüş biraz daha zorluydu, biberonları lamadı, emmek istemedi, emzik almadı, hostes burnuna serum fizyolojik damlatmamızı ve sıkıca bir şişeyi boşaltmamızı önerdi, aynı etkiyi yaratacağını söyledi. Çaresizlikten onu bile denedik(bu işin doğrusunu bilen varsa lütfen bana anlatsın). Ama çaresiz, kızım kalkışta harap oldu sonra sakinleşti. İkinci uçakta da benzer bir durum oldu, inişte biraz su içti de daha iyi geçti ama toplamda sekiz saatte Samsun'dan Adana'ya gelebildik ve bir daha da arabayla gitmeye karar verdik.
Annemler çok mutlu oldular, biz çok mutlu olduk, kızım çok mutluydu(sancılı iniş kalkışlar hariç)...İşte bu geziden birkaç kare...
İleriye emeklemeye başladım!
Kahverengi Basamaklar ve Pembe Kuleler
Grupta, Montessori eğitiminde kullanılan pembe kuleleri ve kahverengi basamakları bir oyuncakçı ile anlaşıp yaptıralım kararı çıktı. Ben de dahil oldum isteyenler listesine. Gerçekten ciddi bir çalışma sonucunda tüm teknik detaylar ve kiminle yola devam edeceğimiz belirlendi. Emeği geçen bütün arkadaşlara buradan tekrar teşekkür ediyorum. Veeee iki kargo geldi işyerine geçen haftasonu. Ben de alıp bir heyecanla eve getirdim. Evet Derin bu materyaller içi hala çok küçük biliyorum ama yine de bir heyecan açtım kargoları kızımın yanında. İki açıdan çok tehlikeli idi. Hem çok ufak parçalar vardı (1X1 cm kare prizma mesela) Hem de çok ağır büyük parçalar. Derin i
çin olmadığını bir kez daha anladım tabii ama onun boyutuna uygun olabilecekleri verdim eline. Hemen ne yaptı dersiniz?? Ağzına götürdüüü:)) Sonraki hareketi de iki çubuğu birbirine vurarak ritim tutmaktı. Tabii tahmin edersiniz ki asıl kullanılma sebepleri bu değil. Kahverengi basamaklar ve pembe kuleleri kullanarak duyusal aktiviteler yapılıyor. Buradan pembe kuleler ile buradan da kahverengi basamaklarla ilgili bir kaç aktiviteyi inceleyebilirsiniz. Bu site ve bu da diğer aktiviteleri de görebileceğiniz bir kaç site. Hepsini grubumuzun moderatörlerinden olan ve Montessori eğitim
i hakkında değerli bilgilerini bizlerden esirgemeyen Esra bizlerle paylaşmıştı. Bu konuyla ilgili okuyacak ve öğrenecek o kadar çok konu var ki insan gün keşke daha uzun olsa diyor. Ben bunları düşünürken bir taraftan da grubumuzda sessizlik oyunu tartışılıyor. Onunla ilgili detayları da yukarıdaki sitelerde görebilirsiniz. Yaşadığın anın farkında olmak, olabilmek gerçekten çok büyük çaba gerektiriyor. Bunu meditasyon yapmaya çalışırken daha da net anladım. Beş dakika ne kadar kısa zaman dersiniz, ama insan sadece anda kalarak aklına bir şey getirmeyerek geçiremiyor bu zamanı. O kadar alışmışım ki aynı anda beş konuyu birden düşünmeye. Hızlı yaşamayı o kadar çok içselleştirmişizki, bu beynimiz, aklımız için de geçerli. Biraz daha yavaş yaşamayı becerebilir miyiz bilmiyorum, en azından iş ortamı buna izin vermiyorsa da sosyal yaşantımızda daha sakin olmak istiyorum. Kızımı da daha sakin yetiştirmek, farkındalığımı onunla arttırmak, ona huzurlu bir ortam sunmak istiyorum. Kızım şu anda olması gerektiği gibi oynamıyorsa da bu materyallerle olsun, onun da sırası gelir nasılsa, şimdiden aşinalık yaratır yine de. Yine Esra'nın tavsiyesi üzerine aralardaki birer basamak ve blokları çıkartarak beş tane ile Derin'in kuleleri ve basamakları bozmasına izin vermeye devam. Zaten bu dönem sadece bozma dönemi. Yapmanın da sırası gelecek, yavaş yavaş:) Haftasonu Ürgüp'teydik!
Sevgili Nihan’ın organizasyonu ile iki aile bu haftasonu Ürgüp’e gittik. Kızımızla, (Samsun sayılmazsa çıktığımız ilk tatildi. Cuma öğleden sonra yola çıktık. Pozantıdan sonra yeni bir otoban açıldığından yol bir saat kadar kısalmış. Yaklaşık üç saatte otelimizdeydik. Yol çok kötü değildi. Sonuna doğru Derin oturmaktan sıkıldı biraz ama genelde performansı çok çok iyiydi. Hele de ilk 6 ay arabaya bindiği anda ağlayan bir Derin göz önüne alındığında, bu durum gerçekten çok sevindirici!
Akşam oteldeydik. Orada yemek yedik. Derin’in iki arkadaşı Ela ve Ayça da oradaydı. Tabi kızım henüz yürüyemediği için peşlerinden koşamadı fakat çok istediği her halinden belliydi. Onların orada olması ve Ayça’nın mama sandalyesine oturup güzelce yemeğini yemesi bizim küçük hanıma da güzel örnek oldu. Ama yine de yeme performansı çok çok iyi değildi. Özellikle kahvaltıda bir düşüş var. BU düşüş gezi ile alakalı değil. Yaklaşık 2 haftadır Derin bir şekilde kahvaltı yapmak istemiyor. Daha önce tek tek güzelce yediği peyniri, zeytini ve yumurtayı artı yemeyi reddediyor. Bulamaç haline getirme işini de ben sevmiyorum ama ne yapacağım bilmiyorum. Neyse bu ufak sorun paylaşımından sonra dönelim gezimize... Uyku düzenimiz tabii bozuldu. İster istemez anneler ve babalar sohbet etmek isteyince uyku zamanı biraz geçti. Tabii Ayça ve Ela da büyük ablaları olarak daha geç uyudukları için Derin de ister istemez biraz daha fazla uyanık kaldı. İtiraf edeyim ağlar duruma gelene kadar ortalardaydık.
İlk akşam Derin ben neredeyim endişesinden bir türlü uyuyamadı. Uyandığı zamanlarda da uykuya kolay geçemedi. Sabaha karşı da bizim yanımıza transfer oldu.
Cumartesi sabah karla
uyandık. Derin düşündüğüm kadar tepki göstermedi bu duruma. Direkt oynayamamasının da etkisi vardır muhakkak. Adana’dan sonra hava ciddi soğuktu. Kızları güzelce giydirdik ve Avanos’a doğru yola çıktık. Orada artık bir klasik haline gelen, her gelmemizde seyrettiğimiz çömlekçilerden birine girdik. Bu seferki fark Fırat’ın olayı denemesiydi. Bence ilk denemeye göre de gayet başarılıydı. Kızım da dikkatle Fırat Amca’sını seyretti. Oradan çıktıktan sonra çok kısa bir Avanos turu attık. Biz pusetlerle önden beyler ve Ela arkadan...Oradan da Uçhisar’da bulunan Museum Hotel’e gidelim dedik. Yolda Ayça ve Derin uyuduğundan ve otelin bulunduğu yer de biraz tehlikeli görüldüğünden orada duramadık ama manzara muhteşemdi. Tepeden vadi ayaklarımızın altındaydı ve peri bacaları karla kaplıydı. Bir sonraki seferde o otelde kalsak mı dedik ama çocuklar için, özellikle yeni yürümeyi öğrenmiş bebişler için ciddi tehlikeli. Gezerken karnımız acıktı. Ürgüp Şömine Restoranda testi kebabı yeme kararımızı uygulamaya geçirelim dedik ve Ürgüp’e geri döndük. Çok doğru bir seçimmiş gerçekten. Kebap çok lezzetliydi. Sabahtan testi içinde ağzını hamur ile kapatarak dört beş saat pişiriyolar kebabı, sonra da siparişe göre 20 dakika kadar ısıtıyorlar. Bu şekilde masamıza gelen testinin ağzını önümüzde kırdılar ve nefis kebabı tabaklarımıza paylaştırdılar. Biz de afiyetle yedik. Kızım yiyemedi, hala tuzlu yemkelr vermiyorum. Bir yaşına kadar da vermeyeceğim. Evde de o yüzden tüm yemekler sıfır tuzla pişiyor. Bize de faydası oluyor bu durumun üç beyazdan birinden bayağı kurtulduk bu sayede. Ama sonraki senelerde tekrar gelirsek muhakkak kızıma da tattıracağım. Yemekten sonraki durak yine bir klasik olan şarap tadımı idi. Önce markasız lokal bir dükkanan girdik. Dükkanın mistik bir dekorasyonu vardı. Her ne kadar şaraplarını o kadar beğenmediysem de ev sahibi ve kedisi çok candandı. Oradan sonra da Turasan’a gittik. Orada da bir tadım evresinden sonra şaraplar aldık. Şarap tadımından sonra çakırkeyf haline geldik. Anlayın artık ne kadar çok şarap tattığımızı... Sonra uyuyalım diye otelimize geri geldikJ Kızımda sütümden çakırkeyf olur sandım ama yanılmışım. Cingöz bir şekilde yatakta oturur pozisyonda yaklaşık iki saat dinlendik, oyunlar oynadık. Bize de uyku yalan oldu. Vee yine yemek vakti geldi, yine yemeğe indik. Kızım uyumadığı için yemek zamanı huysuzlandı, pusetinde biraz uyudu kendine geldi. Biz de Nihan’la biraz sohbet edelim biraz da babalar baksın bebişlere dedik, o da gereksiz bir beklentiydi. Beş dakikadan fazla konuşamadık. Derin
Hanım huysuzlanınca da yine odamızda bulduk kendimizi. Uykuya geçmemiz yine zaman aldı ve gece biraz daha fazla uyandık ama olsun sabah saate bir baktım 9:08 ve kızım hala uyuyor. Babası zaten uyuyor ama o şaşırtıcı değil. 10:00’da kahvaltı bitiyor ben kalktım toparlanmaya başladım, ses çıkartıyorum hala uyuyorlar, Ona on kala kızımı uyandırdım, hazırlandık ve kahvaltıya indik, sonra hatırlatıldık ki saatler ileriye alınmış. Ohh be dedim, babası gibi gece geç yatıp sabah geç kalkma durumuna geçmemiş neyseki Derin. Yaa bu kıyaslamayı yapmak istemiyorum, annesi gibi, babası gibi vs. Ama insan kendini tutamıyor herhalde. Kahvaltı her zamanki gibi hüsrandı. Zorlamayacağım yapmazsa yapmasın diyorum ama dilim diyor, aklım diyor, elim demiyor maalesef, yine biraz zorlamaya çalıştım ama tabii ki kızım ağzını kilitlemişti. Başarılı olamadım. Kahvatıdan sonra odamızda toplanma işlemini bitrdik ve lobiye indik, orada da birer kahve, çay içtik. Bir yandan da Ela ile Derin’in bez kitaplarından birini okuduk. Ela şu anda üç yaşından biraz daha fazla, doğal olarak tepkileri Derin’inkinden çok daha farklıydı. Her yaşın bir güzelliğinin olduğunun bir kez daha farkına vardım. Biz öyle eğlenceli okuyunca kitabı Ayça da yanımıza geldi, Derin de oturduğu yerden bizimle ilgilendi. Çok keyifli bir seans geirdik. Sonra da sıkı sıkı giydirdik bızdıkları ve babalar arabaları yerleştirirken biz de otelin önünde biraz vakit geçirdik. Sonra da yola koyulduk.Veee Adana 25 derece. Hoşgeldin Yaz!
- Her yer bembeyaz, huzur vericiydi
- Derin ilk kez kar gördü
- Kızlar etrafımızda çok neşelilerdi, tabii ki biz de çok neşeliydik
- Babamızla haftasonu dolu dolu vakit geçirmiş olduk
- Kahvaltı hariç her öğünde şarap içtik
- Kızımın da bir şarap bardağı oldu;)
- Yeterince fotoğraf çekemedik:(
- Ela ve Ayça'yı çok seviyoruz
- Teşekkürler Nihan!
Babamızın Doğumgünü*3 Mart*
Gelelim yaptığımız karta... Şablonu kalın bir kağıda bastıktan sonra, beyaz kağıda Derin'in el izini aldım. Sonra da babasıyla bir fotoğrafını scrapbook makasları ile kestim. Birkaç da dekoratif nesne yapıştırdım. Ve kartımız görüşlerinize hazırdır efendim.

Her işte olduğu gibi yine son dakika iki ayağım bir pabuca girmiş vaziyette yaptık bu kartı. İşten geldim apar topar, babası gelene kadar bitirdik kartımızı kızımla.
Serhan çok beğendi. Kartı başucumuza yerleştirdi...İyiki Doğdun Sevgilim!
İyiki Doğdun Egemen!
İlk Hastalığımız ve Sonrası
- Odasını sürekli havalandırmaya ve nevresimlerini değiştirmeye dikkat ettik.
- Yatak başını altına dergiler koyarak biraz kaldırdık, böylelikle sinuslerindeki doluluğu yer çekimine meydan okuyor dışarı akıtmaya çalıştık.
- Kış başından itibaren sabahları ıhlamur içiyordu kızımız. Anneannemizin tavsiyesi ile içine elma kabuğu koyarak kaynattık. Öksürüğe iyi geliyor.
- Başka bir öksürük önleyici de zencefil. En çok bunun faydasını gördük. Bir tatlı kaşıyı pekmeze bir tutam toz zencefil karıştırarak Derin Hanım'a verdik. (Önce kendim içtim bu arada Baktım bende işe yarıyor kızıma da verdim)
- Bolca portakal suyu içirdik, ekşiliği alsın diye tatlı limon ya da mandalina ile karıştırdık.
- Her gün banyo yaptırmaya devam ettik. Banyoya girmeden önce bir süre sıcak suyu açarak odanın buhar olmasıı-nı bekledik. Buhar ve banyo burnunun açılmasında çok etkili oldu.
- Yemesi çok kötüleşmedi allahtan, yine de vitaminli yemeklere devam...
- Anne sütüne de devam. Her ne kadar artık bir öğün olamasa da sütüm yine de bağışıklık sistemini güçlendirdiği için sık sık emzirmeye çalıştım.
Sonra annesi en son da babası iyileşti. Abbe ve babada yaklaşık üç ay öksürük devam ederken, Derin Hanım'da kısa sürede geçti:)) (Bir nazar boncuğu resmi koymak istedim buraya, batıl inançtan değil inanın, ne zaman iyi bir şey söyleseniz, ertesi gün tersi oluyor, bu annelik kanunlarından biri!!!Bazen içimden bile geçirmiyorum kotuleşmesin diye:)))
Kızımız hastalanmaya devam edecek, tüm çocuklar gibi. Umarım her seferinde bu sancılı süreci kısa sürede ve en az hasarla atlatabiliriz.
Ekşi ama çok seviyorum...

Ara ara yüzümü buruştursam da severek yedim. Teşekkürler anneciğim. Bu arada bir teşekkür de babama. Çok güzel yetiştirmişsin babacığım, sana da çoook teşekkürler!
Sevgililer Günümüz
Önce Derin ve ben günün anlam ve önemine uygun olarak giyindik. Derin'in ben hazırlanırken çektiğim bir fotoğrafını aşağıya koyuyorum. O da o sırada kitabını okuyordu. Hazırlandıktan sonra parmak boya almak için yola çıktık. Bizim hala yanlız yola çıkmamız problem olabiliyor. Derin neredeyse 8 aylık olmasına rağmen arabadan hala hiç hoşlanmıyor. Ve yolculuklarımız krizle sonuçlanabiliyor. Neyseki gideceğimiz mesafe kısa...İkinci kırtasiye denememizde parmak boyalarımıza kavustuk. Derin eve gelene kadar kucağından bırakmadı boyaları. Öyleki kasada scannerdan geçirmek üzere aynısından bir tane daha getirdiler, onu geçirdiler:) Akşam için küçük bir de pasta aldık çıkmışken. Bebek arabasıyla dolaşırken, bir kez daha, ülkemiz kaldırımları, mağaza, apartman girişlerini, hiç de bebekliler ve engellileri düşünürek yapmadıklarını geçirdim aklımdan. Hem kırtasiye hem de pastane giriş çıkışlarında yardım istedim...
Evet artık tüm gereçlerimiz hazır. Evde kalın bir kağıdımız vardı zaten. Bunun yanına kızım için parmak boyalar, benim için de pastel boyaları koyunca her şey tamamlandı. Bir de üstüne koymak üzere kısa bir kordela ve ybiraz da yapıştırıcı. Kızımın cici kıyafetini çıkarıp, büyük bir önlüğünü taktım. Yere oturttum, önüne de kağıdı yerleştirdim. Teker teker boya kutularını açıp kızımın parmaklarını daldırdım. İlk seferde çok fazla boya aldık. Tecrübesizlik:) Neyseki yanımızda ıslak havlumuz hazırdı. Kızım başta ne yaptığımız anlayamadı. Yanındaki yastıklar ve beyaz tulumunda güzel desenler yarattı fakat üçüncü yapıştan sonra elini tamamen açıp kağıda bakıyordu, hala ben elini alıp yerleştiriyordum ama olsun:) Ben çok eğlendim, umarım kızım da eğlenmiştir. Tüm boyalarla el ve parmak izi çıkarttıktan sonra ben de üzerinde mesajımızı yazdım. Ve kordelamızı yapıştırdık. Derin'in ara ara elini sildiğim havlu da rengarenk oldu... Derin bir havluya bir karta bakıp ne olduğunu anlamaya çalıştı. Akşam kıyafetimizi tekrar giydik ve üçümüz güzel bir yemek yedik. İlk sevgililer günü yemeğimiz...Sevgiyle kalın!










