Düzen


Maria Montessori'nin duyarlılık dönemi diye adlandırdığı dönemlerden biridir düzen."Çocuğun düzene karşı son derece duyarlı olduğu aşama, önemli olduğu kadar esrarlı da bir aşamadır."(M. Montessori, Annelik Sanatı, sf.77).  Bu duyarlılık çocukta bir yaşındayken başlar, iki yaşında en üst düzeye ulaşır ve üç yaşında da yavaş yavaş yok olur. İki yaş sendromu diye de adlandırılan dönemin temelinde yatan en önemli neden ebeveyinlerin bu durumun farkına varamamalarından dolayı nedensiz ağlamaların devam etmesidir.(David Gettman, Basic Montessori, sf.7)

Kızım da son iki aydır belirgin bir şekilde farklı bir düzen tutkusu ile hareket ediyor. Öyleki krizler yaşıyoruz çoğu zaman... Seçimi kendisine bıraktığımda, ya da kızım sen ne yapmak istiyorsan oyle yap dediğimde bile kriz devam ediyor. Bazen yatağının üzerindeki battaniyeyi düzeltmek istiyor. Benim düzelttiğimi beğenmiyor öyle değil deyip kızmaya başlıyor. Nasıl peki o zaman kızım diyorum. Anlatamıyor tabii. Ucunu tuuutttt! diyor ve başlıyor ağlamaya...Başka bir zaman da kitap rafına ters konulmuş kitabı alıp düzeltebiliyor. Oyuncak bebek arabasının bebek düşmesin diye yapılmış kumaş olan ön korumasını düzeeellltt diye krize girip nasıl düzelteyim kızım dediğinde de anlamadığım için olay uzayabiliyor. Sen düzelt kızım dediğimde de krizi çözmeye yetmiyor. Bebeğin içerisine oturtulması bile yanlış olabiliyor ona göre... 

"Çocuk ruhunda onu seven büyüklerin bilmediği derinlikler vardır. Görmüşüzdür hep çocuklar durup dururken ağlamaya başlarlar, avutmak için ne yapsanız boştur. Bu bile, çocuğun karşılanması gereken gizli ihtiyaçlarının olabileceğinden kuşkulanmamızı gerektirir sanırım."  İki yaşındaki bir çocuk düzensizliği büyüklerin gözüne çarpmayan ayrıntılara varıncaya dek seziyor, farkediyor." "Bir şeyin yerinde olmayışı onun için bir çeşit dürtü, bir faaliyet çağrısı. Bununla da kalmıyor elbet. Düzen, gerçekleştiğinde mutluluk yaratan yaşam ihtiyaçlarından biri."(M. Montessori, Annelik Sanatı, sf.80 )

Ben de Derin'in demek istediğini daha net anlamaya çalışarak, bazen de doğru yöntemin bu olmadığını bilerek başka oyunlara yönlendirerek (ki itiraf edeyim bu yöntem artık çalışmıyor eskisi kadar, büyüdün artık kızım:) durumu çözmeye çalışıyorum. Onun düzenine saygı göstermeye çabalıyorum. Dediğini sonuna kadar anlamaya çalışıyorum. Bazen de tüm bunlar işe yaramayınca kızım biraz sakinleşince tekrar konuşalım olur mu deyip, güvenli bir ortamda onu bırakıyorum. Bizde geç başlayan bu dönem de geçecek önemli olan düzen kavramına saygı göstermek ve bu duyarlılık dönemini de hakkıyla tamamlamak...

"Duyarlılık dönemleri ruhsal olgulara dayanır. Bunlar bilincin temelini atan sezi ve dürtülerdir. Bunlar ruhsal gelişimin temelini oluşturan ana ilkeleri doğuran kendiliğinden gelme enerjilerdir. Böyle bir şey olduğu zaman çocuk büyük bir huzursuzluk içine düşüyor ve giderek bir hastalık görüntüsü kazanan ve dediğimiz engel ortadan kalkmadıkça ne yapılsa sürüp giden bir huysuzluk nöbeti başlıyor. Engel ortadan kaldırılır kaldırılmaz da hem huysuzluk hem de rahatsızlık silinip gidiyor." (M. Montessori, Annelik Sanatı, sf. 83)

Bu durumda önerilen en temel durum, etrafındaki dünyanın düzenli olması. Dış düzen olarak yapılabilecekler, mobilyaların, oyuncakların, kıyafetlerin hep aynı yerlere konulması, aynı günlük rutinleri izlemek, yemek yeme saatleri, ebeveynlerin evden çıkış giriş saatleri, banyo saatleri gibi. Kızımda benim hamilelik iznine ayrılmamla birlikte bu bağlamda da farklı davranışlar oluştu. Daha önce hep belli bir saatte işe gider ve gelirdim. Şimdi sürekli evde olmam, olan düzenimizi biraz bozdu. Ben evdeysem öğle uykusuna yatmak istememesi, yeme düzeni, daha önce düzenli olan banyo yapma alışkanlığının benim büyümemle birlikte sekteye uğtaması gibi durumlar ortaya çıktı. Defne gelmeden bu durum için de hemen yeni bir düzen olşturmam gerekli...Eğer hiçbir sebep yokken kriz çıkabiliyorsa, muhakkak bizim dikkatimizden kaçan bir düzen bozukluğu oluşmuştur. Bizim için çok önemsiz bir konu olabilir ama bu çocuklarımızın yaşamı anlamasındaki tutarlıl yapıtaşlarından birini oluşturur. (David Gettman, Basic Montessori, sf.8)

Yukarıda da anlattığım gibi bizde de farkına varmak ve engelleri ortadan kaldırmak her zaman çok kolay olmuyor ama elimizden geleni yapıyoruz. Duyarlılık dönemlerini doya doya yaşamanı sağlamak en büyük isteğim.

"İnsanoğlu yaşamında kendisini nasıl yöneteceğini çocukluğunda öğrenir. Bu doğrultudaki ilk buyruk, doğa tarafından düzenle ilgili duyarlılık döneminde verilir...Zeka hiç yoktan oluşmaz, zeka çocuğun duyarlılık dönemlerinde attığı temeller üzerine kurulur." (M. Montessori, Annelik Sanatı, sf.82 )

Yorumlarınızı bekliyorum...

BEÖ: Toprak / Kum


Tam biz de bir sebze bahçesi yapalım kızımla birlikte, o da her akşam sulasın derken, bu aktivite konusu çıkması ne güzel oldu. Önce çimlerin arasında küçük bir alan açtık. Sonra da fideler aldık. Derin'le birlikte dikelim diye. Derin pek oralı olmadı başta. Hep suladığı içinde çiçeklerin olduğu büyükçe bir saksı vardı. Sürekli onları sulamak istedi:) Gerçi cherry domatesleri görünce koparmak istedi, ben de "kızım kırmızı olunca koparacağız" dedim. O da tamam dedi. Bizim ısrarlarımız sonucunda da babasına biraz yardım ettim. Resimlerimiz aşağıda.



Bundan sonra da kızımla beraber büyümesini görelim fidelerin, üzerinden toplayalım sebzeleri. Bir de lapbook yapsak...Devamı gelecek... 

23 Nisan Mektup Arkadaşlarımız

Montessori grubumuzda çıkan guzel bir teklif sonucu bir mektup arkadaşlığı oluşturuldu. Her grupta dört kişi, her çocuk üç tane kart alacak, nasıl olacak, bizimkiler daha cok küçük, karalamalar dışında bir sey yapmıyoruz haliyle bugünlerde. Bence çok güzel karalamalar ama anneyiz hepimiz:) Olsun dedik herkes benzer durumda. Çocuklarımıza karışmayalım. Kendileri yapsınlar kartları, artık nasıl yaparlarsa. Öyle de yaptık biz Derin'le. Beklediğimden çok dha güzel geçti. Onun adı, arkadaşımın adı soruları içerisinde yaptık kartlarımız. "Emincaaaan, Hamzaaaa, Sarp!" Adlar öğrenilince soyadlara geçildi. Bir yandan da karalamalar devam.. "Bitti mi kızım? Bittiiiii.." "Bu Sarp'ın, bu Hamza'nın, bu da Emincan'ınnnn.". 

 Sonra bir süre kartların değil de onların bize geleceğini düşündü ve sürekli anlattı.  Ben de "kızım arkadaşların değil, onların yaptıkları kartlar gelecek tatlım, bak bizim yaptığımız kartları da onlara göndereceğiz" dedim. Sonra da 23 Nisan şarkısını söyledik beraber. "Bi daha, bi daha" eşliğinde...
Kızım kartlarını açarken...

Dedim yaa etkisi beklediğimden de güzel oldu. Şimdi her boyamaya oturduğunda bunu arkadaşım için yapıyorum diyor. Ben de hangi arkadaş deyince, arkadaşlarından birinin ismini söylüyor:)

Kızım 22 aylık, Ben 36 haftalık

 
Bu hamileliğim sırasında o kadar çok düğün oldu ki:)

Bu sabah Derin ne dedi?


Tüm annelerde var. "Yaa bu konuşmaları bir şekilde kayda almam lazım" telaşı. O kadar güzel anlar kaçıyor ki. Bu sabah muhakkak yazmalıyım dediğim bir enstantane...
Derin annesinin başında duran Talcid kutusunu alır(çok tehlikeli ilaç biliyorum 33. haftada mide yanması dayanılmaz oluyor:(). İçindeki bulunan dört plakadan birini çıkarır. Sonra anneye seslenir.
"Annee, oturmak için yaptım!"
Anne şaşkın Derin'e bakar. Plaka kıvrılmış ve koltuk haline getirilmiştir :))!!:)
***********
Akşam 20:00
Derin ile yatmak üzere odasına çıktık. Üzerini değiştirdik, pijamalarını giydi, üzerinden çıkanları da çamaşır sepetine basket atmaya çalıştım. Girmedi.
Derin: Atamadı(n) dedi ve kendi attı.
Sonra da çoraplarını çıkarttı. Onları da basket atamadım.
Derin: "Atamadı(n) bir türlü":))!!!

BEÖ: Yaşadığımız Şehir


Yaşadığımız şehir Adana. Hemen insanın aklına Adana'nın guzel yerlerinde Derin ile çekilmiş bir fotograflar serisi oluşturmak geliyor. Yapalım ama ne zaman diye düşünürken haftasonu çiftliğe gittik. Baktık teyzeler ekmek yapıyorlar. Kızımla hemen kurulduk başına. Ona da bir hamur, oklava, başladık hamur açmaya... Fotograflarımız kuzeninde alır almaz buraya da ekleyeceğiz. Ortada bir odun ateşi üzerinde bir sac, bir teyze açıyor, diğeri pişiriyor. Sonra stoklar bitince pişiren teyze de açmak için yanımıza geldi, tabii Derin'in oklavası ve masası elinden alınmış oldu. Derin'de hemen olaya adapte oldu ve ilk yufkadan sonra, "Sıra bende, sıra bende" diye Bağırmaya başladı:) Narenciye ağaçları çiçek açmış, mis gibi bir koku, tavuklar, horozlar etrafta. "İnek gelmesin anne!" uyarısı üzerine sadece inek sesi, köpekler vs...Kızıma sadece fotograflardan göstermek zorunda olmamak güzel bir duygu. "Bir daha gelelim mi anneceğim?, Gelelimmm!"

Bu haftasonu, Sabancı Tiyatro festivalinin açılışı, kızımla seyretmeye gittik, halası ve kuzenleri ile birlikte...Nefis bir gösteriydi. Studio Festi. Seyhan Nehri üzerinde ışık, dans, tam bir görsel şölendi. Biraz fotograf çekmeye de çalıştım. Kızım her ne kadar çok gösteri ile ilgilenmese de yine de değişik bir gün oldu onun için. Gösteriden birkaç fotoğraf...


Böyle bir şehirde yaşıyoruz işte kızım, her yönü ile farklı bir şehir...

"Bana kendi kendime yapmayı öğret" - Adana'da Montessori Semineri


Sevgili Iraz'ın yoğun çabaları ile Adana'da 27 Şubat 2010 tarihinde bir montessori semineri düzenlendi. Ankara'da bulunan Binbir Çiçek Çocuklar Evi'nin sahibi, 3-6 yaş montessori eğitmenliği ve okul direktörlüğü sertifikası bulunan, Hilal Mutlusoy Öktem, bir gününü bize ayırarak evde montessori uygulamaları hakkında bilgilendirmede bulundu. Bu seminer sırrasında aldığım notları sizlerle paylaşmak istedim. Aslında en başında bakıcımızın da bu seminere gelmesini istemiştim ama o zaman Derin'e kim bakacak sorusu gündeme gelince yanlız katıldım. Sonradan da farkettim ki, notları hep sanki onunla paylaşmak için almışım. 

Öncesinde biraz bizim montessori tarihçemizi anlatayım. Kızım doğduktan sonra internette karşılaştım bu felsefe ile daha sonra da Montessori eğitimi yahoo grubuna katıldım. Şimdi iyiki katılmışım diyorum. Hem oradaki paylaşımlarla hem de daha sonra kendimde oluşturduğum kütüphanem ile daha yakından tanıma fırsatım oldu. Kendi düşünüşüme çok yakın buldum. Okumaya devam ettim. Devam ettikçe ve Derin'i gözlemledikçe söylenenlerin doğruluğunu gördüm. Şaşırdım, sevindim. Hala okumaya devam ediyorum.Dört dörtlük tüm bildiklerimi uygulayabiliyor muyum, hayır tabiiki ama bunu aklıma takmaktan da vazgeçtim. Neleri uygulayabilirsek kar diye bakıyorum. Herkesin kendi durumuna uygun bir yorumlaması oluyor bu tip felsefeleri benimki de biraz oyle. Hilal Hanım biz sorular sordukça, bir yerde, "bir anne montessori eğitimcisi değildir. Anne annedir. Ben evde çocuklarıma o şekilde davranmıyorum." gibi bir cümle kurmuştu seminerde. Haklı aslında. Aktivitelerde istenilen düzeni sağlamada ben de boyle bir ayırım olsa guzel olurdu diye dusunuyorum. Çünkü çocuğunuzla paylaştığınız bir dili yavaş yavaş da olsa montessori aktivitesi tarzına çevirmeniz zor olabiliyor. Okulda benzer bir yaklaşıma farklı bir çevre olarak algılayarak daha kolay adapte olabilir. Eğitmen olmanın verdiği yaklaşım tarzı da tabiiki burada belirleyici rol oynar. Ama maalesef bizim burada, Adana'da, %100 montessori felsefesi ve uygulamaları ile faaliyet gösteren bir mekanımız olmadığından, ben yine de yapabildiğim kadar yapmaya devam edeceğim. Nasıl mı? Öncelikle daha az konuşarak. Nedense, bende ve çevremde hep yapılan aktiviteyi anlatarak yapma alışkanlığı var. Ben aslında bu durumun çocukların sözcük dağarcığını genişlettiğini düşünürüm. Fakat hem Derin'in yaptığı işe dışarıdan müdahale etmemek, hem konsantrasyonunu bozmamak adına susmak önemli. Bir başka kritik önemini daha paylaştı Hilal Hanım. Süngerle suyu kaptan kaba aktarma aktivitesini gösterirken ilkini konuşarak gösterdi, ikincisini de hiçbir kelime soylemeden. Sessiz gösterimde o kadar konsantre olunabiliyorki yapılan eyleme, kendime şaşrıdım.Üstüne Hilal Hanım " konuşarak yaptığımda su damlalarının sesini farketmiş miydiniz?" diye sordu. Cevap: Hayır! Sonuç olarak kendim sustum. Etraftakileri susturmam zaman alıyor, ya da yanlış soyledim olmayacak. Ama ona aklımı takmaktan da vazgeçtim. Derin'de belli bir yere kadar geldik. Defne'de daha bilnçli oluyoruz. Bakalım bu açıdan farkı göreceğiz. Bu konu ile bağlantılı Hilal Hanım'ın başka söyledikleri alıntı halinde aşağıdadır:
  • Çocuk görsel olarak bir kere uyarılıyorsa, işitsel olarak uyarmıyoruz. Çalışmalarımızı sessizce gösteriyoruz.
  • Tek duyuyu uyardığımızda daha çok ciddiye alıyorlar.
  • "Şimdi sana bir çalışma göstermek istiyorum, beni izler misin?" cümlesi ile dikkatini sunuma yönlendirebiliriz.
  • Süreç tam ortasında kesilmemeli. Daha dediğini tamamlamadan "bunu mu demek istiyorsun" demek süreci kesmek oluyor.Bu bizim onu desteklediğimizi düşündüğümüz ama onun gelişimini engelleyici bir davranıştır.
Çok beğendiğim bir başka cümle "Çocuklar sonucu değil süreci severler." Kuleyi en yükseğe tırmandırmış, tüm şekillleri deliklerden atmış kimin umurunda. Derin'in değil. "Kule yapalım" diye başlayıp üç dört blok üstüste koyup, yıkıp, yeniden yapar, yıkıp tekrar yapar kızım. Düzgün koymak da önemli değil onun için. Bizim gözümüze batıyor oyle seyler, aman yıkılacak diyoruz, sonrasında neden olduğunu bilmeden ,yıkılınca üzülüyor çocuklarımız. "Çocuk bir aktiviteyi kendi ikna olana kadar yapmalı" diyor Hilal Hanım. İkna olunca zaten başka bir aktiviteye/oyuncağa geçiyorlar öyle değil mi?

Düzen de önemli başka bir konu. Bir çok bacağı var aslında bu konunun montessori felsefesinde, çocuğa göre düzenlenmiş çevre (bir başka yazımda  bizim çevremizi de anlatacağım), oyuncaklarının aynı yerde olması oynandıktan sonra kaldırılıp sonraki oyuncağa öyle geçilmesi gibi düzeni destekleyici davranışlar ve belki de en önemlisi, Montessori'nin anlattığı duyarlılık dönemlerinden biri olan düzen. "1-3 yaş arasında ev içerisindeki düzenine saygı duyulmalı.".Eğer rafından oyuncak eksiltilecekse birlikte yapılmalı bu iş, uyandığında sizin o uyurken kaldırdığınız bir oyuncağını rafında bulamazsa kriz ortaya çıkabilir. Her çocuk farklı tabii, duyarlılık dönemlerine de farklı giriyorlar sanırım. Derin daha henüz bu mertebede değil. Gerçi hep herşeyi onunla birlikte kaldırıyoruz ama yine de ben ona " Kızım şu oyuncağını en son nerey koymuştun, getirir misin?" diye sorduğumda önce biraz düşünüyor, sonra aklındaki yere gidiyor, bazen buluyor, bazen " Yok, orada" diyor ama kriz modu yaşanmıyor(henüz!). Ben yine de onun kendine has düzenini bozmamaya çalışıyorum.

Benim Montessori eğitiminde en çok sevdiğim noktalardan birisi de çocukların hep gerçek eşyalarla oynamalarını teşvik etmek, Gerçek tava, tencere, gerçek tabak, gerçek mandal, sepet, aklınıza ne gelirse. Derin mutfaktaki kesici aletler dışındaki tüm aletlerle oynuyor, yemek yapıyor, bulaşık yıkıyor, ortalığı temizliyor. "Gerçek objeler kullanınca gerçek dünyayı test etme ihtiyacı duymuyoruz." diyor Hilal Hanım. Hiçbirsey kırılmadı mı tabiki bir iki bardak kırdık ama onun dışında hiç oyle sürekli gözlerdeki, raflardaki tabakları alsın, atsın kırsın olmadı bizde. Bir iki kimyasal malzemelerin ve yemeklik salça, yağ vs. olduğu dolap hariç diğerleri hep açıktı. Hep açtı kapaklarını, eline aldı bardakları inceledi. Hala da inceliyor. Çok kısa bir süre plastik tabakla yemek yedi. Şimdi sofrada bizim tabaklarımızla gerçek çatal bıçakla sofra kuruluyor. Sadece küçükler:) Yanlışlıkla da büyük konduysa hemen uyarı alıyoruz. " Anneee, küçük çatal!"

Montessori sınıflarındaki çalışmalara gelince... Her materyalden bir tane var. Sırayla yapma, bekleme ve paylaşma alışkanlıklarının gelişmesi için. Açık raf sistemi hep aynı yerde duruyorlar.Çocuklar, bugün oynayamasalar da ertesi gün geldiklerinde o materyalin orada kendilerini beklediklerini biliyorlar. "Çocukların fiziksel harekete ihtiyaçları var. O yuzden de materyallerin durduğu raflarla, çalışma alanları arasında mesafe oluştururuz." Çalışma alanlarını yere açtıkları küçük halıları belirliyor. Bunu biz evde halının üzerindeki büyük bir elips olarak gerçekleştiriyoruz şimdilik ama yavaş yavaş ufak bir kilim edinip bu uygulamaya da geçeceğiz. Hilal Hanım'ın uyardığı bir başka nokta da tercihen tek renk ve dikkat çekmeyecek bir renk olması. Desenli ya da dikkat çekiçi bir renk olursa, üzerlerine koydukları materyallerle karışıp dikkat dağıtabilirler. Bir de  "Çalışmayı törensel havada yapmak önemli." dedi Hilal Hanım. Bu çocukların da hoşlarına gidiyormuş. Bu noktada pek bir tecrübem olmadı henüz ama denemeye çalışacağım. Materyallerin olması gerektiği şekilde kullanımını destekler montessori. Başka bir amaç için kullanılmasın, olmaz. yorumu başta bana çok katı gelmişti. İlk bu yorumla da kızım kahverengi basamakları baget olarak kullanmak isteyince karşılaşmıştım. Sonrasında, okudukça çok da yanlış olmadığını anladım. Hala o kadar katı değilim. Kullanmak isterse bir iki defa uyarırım ama hala istere karışmam o da yaratıcılığı olur diye düşünüyorum ama montessori materyallerinin oyuncaklardan ayrılması ve daha eğitim aracı olarak görülmesi fikrine giderek yaklaştım. Yine oyun havasında oluyor tabiiki aktiviteler, kendi içinde bir disiplini olan ama çocuk istemezse kesinlikle zorlanılmayan bir yöntem olduğu için montessori okullarının katı olduğunu düşünmüyorum. Aksine ciddi bir özgürlük tanındığı inancındayım ve belli bir düzen çerçevesinde sadece yönlendirildiğini düşünüyorum. Ve bu bana çok doğru geliyor. Bu noktada da Hilal Hanım, "Materyallerin eğer istenmeyen şekilde kullanılmaya başlandığı gorulurse "su ile yatığımız başka çalışmalar var.", "huni ile su aktarmak ister misin?" gibi cümlelerle yaptığı aktiviteden uzaklaştırmanın doğru olacağını paylaştı. Materyallerin taşınmasında da aslında büyükler küçüklere örnek oluyorlar. Taşıyabildiğimiz halde lütfen tek elle değil de iki elle taşıyalım tepsileri, materyalleri. "İki elle taşımak önmli, daha güvenli." Ben de kızım bardağı tek elle elıp suyu içmeye çalışınca "kızım iki elinle tutar mısın bardağı" diyorum her seferinde. Ne öğrendik. Susulacak ve annesi de tek elle içmeyecek suyu. İki elle kaldırıp, yerine koyacak:) Son olarak da eğer aktivitenin ortasında bırakmak isterse, çocuklara sorular sorarak "sen bitirmek ister misin? Bu kadar yapmaktan memnun musun?" şeklinde yönlendirmeler yapılabileceğini söyledi.

Çoook uzun yazdım ama yazmak istediğim en son bir paragraf daha var. Bu da çocuklardaki başarı hissinin önemi hakkında. Yukarıda yazdıklarımın genel halini çeşitli yerlerde okumuştum ama 27 Şubat gününe kadar Montessori felsefesinin başarı ile direkt alakalı olduğunu kaçırmışım. Hilal Hanım, aktivitelerin kolaydan zora doğru gitmesinin sebebinin altında hep bu neden vardır diyor. Başaramayacağı büyüklükte aktiviteler hazırlamayın. Mesele kaptan kaba aktarma aktivitesinden kabı ağzına kadar fasulye ile doldurmayın. Sıkılmadan başabileceği miktarda olsun içindekiler. Ya da çocuğunuz hazır değilse başka bir aktiviteye geçmeyin, başarısız olmasını istemeyiz. Hem dediğim gibi bu zamana kadar bunu farketmediğime şaşrıdım, hem de sevdim yaklaşımı. Haftasonu kızıma ahşap bir set aldım ama alırken de zor olduğunun ve Derin'e fazla gelebileceğinin farkındaydım. Vidalı bir kısmı vardı, en azından oradan başlar diye düşünüyordum. Derin baktı. Ne yapacağını bilemedi. Ben de " bu biraz zormuş anneciğim şimdi kaldıralım, sonra tekrar bakarız" dedim. Şİmdi de bu zormuş anneciğim ağzına takıldı:) Bir anne ne kadar sürekli her söylediğine dikkat eder olabilir, bazen de olmuyor işte:)

Son paragraf demiştim. Hilal Hanım'ın çok beğendiğim ve başından beri benimsediğim bir sözü ile yazımı bitiriyorum.

Aslında hergün "yapamazsın"ı, çocuklarımızın o kadar da kafaslarına yerleştiriyoruz ki dikkat et düşersin, sen yapamazsın vs. sözcükleri çok tehlikeli. Biz ortam hazırlamalıyız. Çocuklar kendileri yapmalılar.

Yorumlarınızı bekliyorum. Hilal Hanım, yanlış anladığım, anlattığım bir nokta varsa lütfen paylaşınız. Mutlu çocuklar, mutlu aileler!



Blog Widget by LinkWithin

Counter

Copyright 2009 AKI FAMILY. All rights reserved.
Free WPThemes presented by Leather luggage, Las Vegas Travel coded by EZwpthemes.
Bloggerized by Miss Dothy