Pastel Boya Kurabiyeleri


Takip ettiğim bloglardan birinde görmüştüm. Maalesef hangisi oldugunu hatırlayamadığımdan linkini veremiyorum. Bizim de kırık pastel boyalarımız kullanılamaz hale geldiğinden hadi kurabiye yapalım dedim kızıma. tüm kırık boyaları topladık. iki tane sağlam vardı onları da birlikte kırdık:) Doldurduk muffin kalıbına...


Sonra da pişirdik. Derin Hanım "anne pişti miiiii?" diye seslenerek. Fırınımızı kapattık. Dışarı çıkarttık. Soğumasını bekledik ve Ta Taaaa.
Hem lezzetli görünüyorlar hem de minicik eller için kolay kavranıyorlar. Sadece renkleri henüz çözmemiş minikler için biraz karmaşık olabilir ama biz çok eğlendik. "hadi bakalım bir de yeşil tarafla boyayalım, aaa turuncu da buradaymış"

NEFES HAYATTIR


Yemek yemeden, su icmeden yasanir ama nefes almadan...nefes hayattir. Dogru nefes almak da hayat kalitemizi arttirir. "Bedeninizin nefesle nasil hareket ettigini gozlemleyin" dedi bugun sevgili Ebru. Daha pek cok guzel soyledigi cumlenin yaninda.

Bebekler dogru nefes almayi bilerek dogarlar. Daha sonra yasadikca bozuluyor maalesef dogru nefes alma duzenimiz. Dolayisiyla da yasam kalitemiz de bozuluyor. Hep sinirli nefes aliyor sinirli yasiyor, engelleri asamiyoruz. Yapabileceklerimizi yeterince kesfedemiyoruz. Vay be bu nefes de neymis diyeceksiniz:) Ama bir kere farkindalik olustu mu yavas da olsa gerisi geliyor.

Peki ben ne istiyorum cocuklarim icin? Dogru nefes alma aliskanliklarini kaybetmesinler istiyorum. En cok da burunlari tikali oldugunda canim sikiliyor o yuzden. Hay allah mecburen agizdan nefes aliyorlar diyorum kendi kendime ve o kucucuk burun deliklerinden cesitli mudahalelerle acmaya calisiyorum burunlarini. Derin'de cok daha zorlanmistim. Burun delikleri cok kucuktu. Chicco'nun burun pompasini kullanmistim bulabildiklerim arasinda en ince uca o sahip oldugunda icin. Okyanus suyu ya da serum fizyolojik ile yumusatma ardindan bosaltma calismalari. Hicbir zaman istedigim sonucu alamadim ama. Hele hastalandiklarinda daha da onemli temizlemek. Tikali burun havanin kontrolsuz iceri girmesi ve hastaligi desteklemesi demek cunku. Cook sukur ki Derin kendi kendine temizlemeyi ogrendi. Simdi Defne ile ayni maceraya basladik ama cok sukur ki yeni bir burun pompasini kesfettik ( bir blogda okumustum yanlis hatirlamiyorsam). Adi Otribebe. Kendin emme gucunle temizliyorsun burunu ve diger pompalarla yaratilan emmeden cok daha guclu oluyor senin havayi iceri cekmen. Coook daha guzel sonuc veriyor hatta kesin sonuc veriyor bile diyebilirim. Yok yok Otribebe'den reklam parasi almiyorum sadece cok begendigim icin yazmak istedim. Burun tikanikligi konusunda rahatladim acikcasi. Bir de soyledigi bir enstantane yasadim.
Bir hastanenin asansorunde Defne kucagimda cikarken, hemsirelerden biri panik halinde "aaaaa dikkat edin bakin bebeginizin agzi kapali nasil nefes alacak" dedi. Ben de "burnu acik" dedim. Kadin da "ama bebeklerin burnu genelde tikali olur" dedi. Ben de " benimkinin degil" dedim. Ve boylece yurdum insaninin olaya mudahale etme istegini bir kez daha kirmis oldum:))
Derin nefesli gunler!

Meyve mi? Sebze mi?


Bundan bir ay önce kızımla pazardan dönerken elindeki armutu bana uzatım "Anne armut meyve mi, sebze mi?" diye sordu. Cevap verdim ve aklımdan "hmmm bundan cok iyi bir aktivite olur" düşüncesi geçti. Önce genelleme yapılabilir mi diye düşünmüştüm. Pişenler sebze???. Yok olmadı. Sonra montessori grubumuza fikirlerini sordum. Sagolsunlar Esra, Elif ve diğer Elif önerilerini ve kendi yaptıkları aktivite kartlarını paylaştışar. Ben de yazlıkta olmamız ve bir bahçemizin olmasının verdiği güzelliği kullanarak aşağıdaki aktiviteyi yaptım kızımla.

Önce bahçede dolaşarak tek tek sebzelerimizi ve meyvelerimizi kopardık. Sonra da buzdolabına uğradık ve orada olan değişik meyve ve sebzelerden de aldık.

Bir tepsiye yerleştirdik. Oturduk. Derin'in önüne yerleştirdik tepsiyi. Derin'in iki yanına da boş kaplar koydum. Sebzeler bir tarafa meyveler bir tarafa.Arada bir hoşuna gidenlerden bir ısırık aldı kızım, oyle koydu doğru tarafa:)

Ama bir kere yapmak yetmez. Ondan sonra bir kaç defa daha yaptık ve her konusu oldugundan yemekte, pazarda, gazete okurken gördüğümüzde, bu meyve mi, sebze mi? Sebzeeeee!!!, Meyveeeee!!! nidaları ile olayı pekiştirdik.

Defne ben buradayım diyor!


Defne Hanım'ın uyanık kalma süresi gittikçe uzuyor. Bu süre zarfında karşılıklı agular ve sevgimizi göstermemiz dısışında dikkat ettiğim iki önemli nokta var. Birincisi aynaya bakması, ikincisi de kontrast yaratacak objelere bakması. Doğduktan sonra görüşü 20 cm. civarında olan bebişimizin limiti giderek artıyor. Onu stimüle etmek için, Derin Hanım'dan kalma iki kitabımız var. Biri bu (linki kelimenin üstünde), 

biri de bu
İlkini yattığı yatağın ya da beşiğin içine koyabiliyorsunuz. Ben daha sonra benzerini Türkiye'de de buldum hatta birkaç arkadaşıma da doğum hediyesi götürdüm:) İkincisini niye aldım diye hayıflnmıştım. Dört sayfadan oluşan gayet basit, kapagında ayna olan yumuşak bir kitap. Ama ikisini de Defne çok seviyor uzun bir süre gözlerini ayırmıyor. Özellikle cot book'da siyah beyaz bir salyangoz resmi var. Ona uzun süre aguluyor, uzanmaya çalışıyor ve gülüyor. Biz de onunla beraber guluyoruz. Kontrast yaratacak bir diğer kitap serisi de bez kitaplar dışında normal kitaplar. Derin zamanında Türkiye'de satılan " new baby book" adında bir kitap almıştım. Ağırlıklı siyah beyaz, bir kaç tane de kırmızı kombinasyonu grafik desenler vardı içinde. Sayfalarını kesip bir dönence yapmıştım. (Flensted mobile diye bir markda ucunda minik mandallar olan, kendi donenceni yapmanı sağlayan bir aparat almıştım, ama evde kendiniz de kolayca yapabilirsiniz.) Defne için ise bu kez de içinde dönence ve dört tane siyah beyaz kitap olan bir kit aldım.
Uzman değilim ama bebeğin beyin gelişiminde önemli bir etkisi olduğunu doktor bir arkadaşım soylemişti. Gözünüzle anlamıyorsunuz bu durumu ama inanın nasıl odaklandığını ve nağmeler yaptığını görseniz, sırf eğlendiği için alırsınız. Aslında bunları almanıza da gerek yok, yazıcıdan beyaz bir kağıda siyah bir üçgen, kare vs. çıkartarak bunları da bebeğinize gösterebilirsiniz.

Bir diğer eğlenceli malzeme de aynalar. Kırılmaz olmalarına dikkat etmek lazım. Bebekler yüzlere bayılıyorlar. Uzun bir süre bebekler aynada gördüklerini başka biri zannediyorlar ve bakıyorlar, onunla konusuyorlar, uzanıyorlar.  Tabi Defne de bir bebek olarak aynı tepkileri veriyor. En güzeli de aynada kendisine gülmesi. Eminim sosyalleşmenin ilk adımlarına da katkısı oluyordur bu durumun. Montessori felsefesinde de bebeklerin vakit geçirdikleri alanlarda ayna olması tavsiye edilir. Örnek olarak Flickr'dan Finn'in odasına bakabilirsiniz.(Finn's room) Benim favori bebek odam!

Bugünlerde Defne kızımla bu şekilde aguluyoruz. Derin Hanım da çoğu zaman bize eşlik ediyor:)




Kizlarimmmm


Derin 25 aylik, Defne 2 aylik:)



BEÖ: Deney


Deney başlığını görünce aklıma hem Maja Pitamic'in kitaplarından birinde (Child's play ya da Teach me to do it myself) kitabında okuduğum hem de Montessori seminerinde Hilal Hanım'ın bahsettiği bir aktivite geldi aklıma. Yüzen ve batan cisimler. Evin içinde biraz gezindik Derin kendi oyuncaklarından seçti, biraz da mutfaktan değişik parçalar topladık. Bir kabın içine de su doldurduk. Seçtiklerimizi yanına koyduk. Derin'in plastik oyuncakları, balon, makarna, mercimek, şişe mantarı, paket lastiği, ahşap küpler, kalem, bahçeden topladığımız yapraklar, muffin kağıdı, toka, kaşık, ve ölçek.Ve Derin'in sırası başladı. Ama tabii ben yine pek çene mi tutamadım. " Derin battı mı? Battıııı! Derin ne oldu yüzdü mü? Hayır battıııı!!" Hilal Hanım olsa sessizce seyrederdi eminim:) Bir süre sonra Derin ölçek ile aktarma yapmaya başladı :) Fotoğraflarımız aşağıda.

Emzirme Reformu


Aynı dönemde gebe olduğumuz için tanıştığım ve takip ettiğim Blogcu Anne  ve Çalışan Gebe'nin hazırladıkları emzirme manifestosunu burada sizlerle paylaşıyorum. Yeniden bu işlere başlayan bir anne olarak tüm yeni annelerin bu konuda yüreklendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bende de yine yeni yeniden aynı sorular "süt yetiyor mu?", "niye bebeğim emerken sinirleniyor?", "her emzirme sonrasında ne kadar kusması normal?", veee gaz gelir ve vücudumun binbir emekle yaptığı sütler dışarı çıkarrr:)) İkinci sefer daha sakin oluyor insan.  En önemlisi annenin moralinin düzgün olması ve bol su tüketmek. Zorlaya zorlaya Derin'de işe yaradı. Darısı Defne Hanım'ın başına...

Ve sonuna kadar desteklediğim emzirme reformu...

Emzirme konusu ve süt izni, çalışan annelerin iş hayatında yaşadıkları sıkıntıların başında geliyor. Bu konuda bir reforma ihtiyaç olduğu kesin.
Ancak bir Emzirme Reformu başlatılacaksa, bu, sadece çalışan annelerin yaşadıkları sorunlarla kısıtlı kalmamalı. Nitekim UNICEF, Türkiye’deki bebeklerin beslenmesiyle ilgili şu gerçeği dikkate getiriyor:
İlk altı ayda sadece anne sütü ile beslenen bebeklerin oranı %1,3. Beş yaşın altındaki çocukların %25’inde beslenme eksikliği görülüyor. Türkiye nüfusunun yaklaşık %15’i beş yaşın altında. Ve bu çocukların 63,000 her yıl önlenebilir hastalıklardan dolayı hayatını kaybediyor. Bu çocukların 50,000 ise bir yaşın altında.
Dolayısıyla Emzirme Reformu, iş hayatı ve toplumsal hayat olmak üzere iki kollu olarak gerçekleştirilmeli.
Blogcu Anne’nin yazılarına gelen yorumlar ve “Çalışan Gebeler Anlatıyor”da paylaşılan deneyimler, emzirme alanında gerek iş hayatında, gerekse gündelik hayatta yaşanan sorunları ve atılması gereken adımları şekillendirdi. Ve ortaya aşağıdaki manifesto çıktı.
Bu manifesto, CANLI bir manifestodur. Yapılan yorumlar, eklenen değişikliklerle büyüyebilir, büyümelidir.
Okuyuculardan gelecek yorumlar doğrultusunda bu manifesto güncellenecek ve reform geçirmesi gereken tüm alanları kapsayacak hale getirilmeyi hedefleyecektir.
————————————————————————————————————————————————–
EMZİRME REFORMU MANİFESTOSU
Anne sütü, bir bebeğin alabileceği en iyi besindir.
Dünya Sağlık Örgütü, bebeklerin ilk altı ay boyunca sadece anne sütüyle beslenmelerini, daha sonrasında ise ek gıdalarla desteklenerek en az iki sene boyunca emzirilmelerini önermektedir.
T.C. Sağlık Bakanlığı da Dünya Sağlık Örgütü’nün bu önerisini dikkate alarak “ilk altı ay sadece anne sütü” yaklaşımını benimsemektedir.
“İlk altı ay sadece anne sütü” yaklaşımının uygulanmasında ve annelerin bebeklerini istedikleri gibi emzirmeleri konusunda gerek iş hayatında, gerekse toplumsal hayatta sorunlar yaşanmaktadır. Şöyle ki:
İş Hayatında:
  • Çalışan annelerin yaşadığı sıkıntıların başında süt izninin gereği gibi kullanımı gelmektedir. Yasaya göre, bir yaşından küçük çocuğunu emzirmesi için günde toplam bir buçuk saat süt izni verilen anne, bu sürenin hangi saatler arasında ve kaça bölünerek kullanılacağını kendisi belirler. Bu süre günlük çalışma süresinden sayılır. Bu madde, iş yasasında teminat altında olmasına rağmen uygulamadan kaynaklı sorunlar yaşanmakta, çalışan anneler süt izinlerini hakları doğrultusunda kullanamamaktadır. Bu sorunlar iş yerinin bakanlık müfettişleri tarafından denetlenmesi ile düzeltilebilir.
  • Sağlık Bakanlığı’nın “ilk 6 ay sadece anne sütü” politikasıyla Çalışma Bakanlığı’nın çalışan annelere sağladığı 4 aylık doğum izni birbiriyle çelişmektedir. Birçok anne bebeği henüz iki-iki buçuk aylıkken çalışmaya geri dönmek durumunda kalmakta ve işyerinde sütünü gereği gibi sağamadığı için sütü azalarak kesilmektedir. Bu yanlışlık bir an önce giderilmeli, Çalışma Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı’nın “ilk 6 ay sadece anne sütü” uygulamasını destekler hale getirilmelidir.
  • Ülkemizde doğum izni konusunda ciddi değişikliklere ihtiyaç vardır. Birçok çalışan anne doğumdan önce 8, doğumdan sonra 8 olmak üzere, toplamda 16 haftalık ücretli doğum izni kullanabilmekte, doğumdan önceki izninin beş haftasını doğum sonrasına aktarabildiği takdirde bile bebeği henüz gün boyu meme emmesi gereken durumda olmasına rağmen işe geri dönmek durumunda kalmaktadır. Dolayısıyla oldukça yetersiz kalan hali hazırdaki doğumdan sonraki 8 haftalık ücretli doğum izni en az 6 aya çıkarılmalıdır.
  • Doğum sonrası ücretsiz izin konusunda özellikle de özel sektörde çalışan anneler zorluk yaşamakta, annenin ücretsiz izin isteğine kötü bakılmakta, hatta işten çıkarma sebebi olarak bile görülebilmektedir. Dolayısıyla ücretsiz izin konusunda da ciddi değişiklikler yapılmalı, doğum sonrası ücretsiz izin en az iki seneye çıkarılmalı ve özel sektör çalışanları da, kamu çalışanları gibi rahatlıkla ücretsiz izin kullanabilmelidir.
  • “Gebe Veya Emziren Kadınların Çalıştırılma Şartlarıyla Emzirme Odaları Ve Çocuk Bakım Yurtlarına Dair Yönetmelik”, Madde 15’e göre, “yaşları ve medeni halleri ne olursa olsun, 100-150 arası kadın işçi çalıştırılan işyerlerinde, bir yaşından küçük çocukların bırakılması ve bakılması ve emziren işçilerin çocuklarını emzirmeleri için işveren tarafından, çalışma yerlerinden ayrı ve işyerine en çok 250 metre uzaklıkta bir emzirme odasının kurulması zorunludur.” Yine aynı yönetmelik, “yaşları ve medeni halleri ne olursa olsun, 150 den çok kadın işçi çalıştırılan işyerlerinde, 0-6 yaşındaki çocukların bırakılması ve bakılması, emziren işçilerin çocuklarını emzirmeleri için işveren tarafından, çalışma yerlerinden ayrı ve işyerine yakın bir yurdun kurulması”nın zorunlu olduğunu, yurt açma yükümlülüğünde olan işverenlerin yurt içinde anaokulu da açmak zorunda olduğunu belirtmektedir. Bu maddeler yürürlüğe konmalıdır.
  • Aynı yönetmeliğe göre, emziren işçi doğumu izleyen altı ay boyunca gece çalıştırılamaz. Yeni doğum yapmış işçinin doğumu izleyen sekiz haftalık süre sonunda, emziren işçinin ise, altı aylık süreden sonra gece çalışması yapmasının güvenlik ve sağlık açısından sakıncalı olduğunun hekim raporu ile belirlendiği dönem boyunca, gece çalıştırılamaz. Bu maddelere de uygulamada sadık kalınmalı, emziren anneler gece çalıştırılmamalı, vardiyalı çalışmaya zorlanmamalıdır.
  • Emziren anneler günde 7,5 saatten fazla çalıştırılmamalıdır. Bu, kanun gereği böyledir.
  • Hiçbir çalışan anneye çocuğunu emzirdiği ve süt izni kullandığı için işyerinde “mobbing” uygulanmamalıdır. Annenin süt iznini kullanacağı saatlere kasti olarak acil toplantılar, “o dakika bitirilmesi gereken işler” denk getirilmemelidir. Anne, fazla mesai yapması için zorlanmamalı, işini kaybetme tehdidiyle süt iznini kullanması engellenmemelidir.
  • Hiçbir çalışan anne emzirdiği için, süt iznini kullandığı için işinden çıkartılmamalıdır.
  • Çalışan bir annenin süt iznini kullanıyor olması performansının düşük olduğu anlamına getirilmemelidir. Annenin işyerinde bulunduğu saatlerdeki performansı, diğer çalışanların performans değerlendirme ölçütleri ile aynı doğrultuda, adil bir şekilde değerlendirilmelidir.
  • İşyerinde sütünü sağması gereken annenin ihtiyaçları (oda, buzdolabı vb.) karşılanmalı ve mahremiyetine saygı gösterilmelidir. Anne, tuvaletlerde ya da arşiv odalarında sütünü sağmak zorunda bırakılmamalıdır.
Toplumsal Hayatta:
  • Gebeler ve yeni anneler, emzirme hakkında yeterince bilgilendirilmelidir. Yeni annelerin, emzirme teknikleri konusundaki yetersiz bilgileri “sütüm yetmiyor” gibi endişelere yol açmakta, mama vermeye yatkın doktorlardan ve aile büyüklerinden gelen baskının da etkisiyle birçok bebek anne sütünden gereksiz yere mahrum kalarak mamayla beslenmektedir.
  • Her annenin bebeğini istediği sürece emzirme hakkı vardır. Hiçbir anneye çocuğu “meme emmek için fazla büyüdüğü için” mahalle baskısı yapılmamalı, anne ve bebek devamını istediği sürece bu bağın zorla kopartılması hiçbir şekilde talep edilmemelidir.
  • İsteyen her anne, parkta, sokakta, alışveriş merkezinde vs. bebeğini emzirebilmelidir. Hiçbir anneye ortalıkta emzirdiği için ayıp, yasak, ya da kötü bir şey yapıyormuş izlenimi verilmemelidir. Bebeğini emziren annenin memesi cinsel obje değildir.
  • Ortalıkta emzirmek istemeyen annenin mahremiyetine de saygı gösterilmelidir.
Blog Widget by LinkWithin

Counter

Copyright 2009 AKI FAMILY. All rights reserved.
Free WPThemes presented by Leather luggage, Las Vegas Travel coded by EZwpthemes.
Bloggerized by Miss Dothy